Doğaya Meydan Okumayalım
Cumartesi, 12 Eylül 2009
ImageYaşanan Sel Felaketi sonucu İstanbul ve Trakya’da 32 insanın ölümün ardından bir açıklama yapan MMG, çarpık kentleşmeye, alt yapı hatalarına ve ülke ölçeğinde planlama yapılmamasına dikkat çekerek “doğaya meydan okuyan şehirler” değil “onunla uyumlu şehirler” kurulmasını önerdi.

İstanbul ve Trakya da yaşanan sel felaketi sonrası yapılan tartışmalar bir kez daha çarpık kentleşme ve doğa yasalarına medyan okuyan bir şehir anlayışının yarattığı sorunları gözler önüne serdi. Konuya bilimsel sorumluluk ekseninde yaklaşan MMG, olaya sonrası bilimi ve hikmeti eksene alan bir açıklama yaptı. Açıklama da doğaya meydan okuyan, doğanın yasalarını gözetmeyen yanlış şehirleşmeye dikkat çekilerek yöneticilerin bilime ve mühendisliğe uymasına, eski çağdan beri süregelen şehircilik anlayışının gözetilmesine ve hikmeti, imarı ve ihsanı merkeze alan bir yönetim anlayışının gereğine dikkat çekti.

Yapılan açıklamada “Yaşanan felaket derenin kendi yatağını aradığını, dereye rağmen şehirleşilemeyeceğini ortaya koyuyor” denildi. “Son iki gündür seksen yılın en büyük yağışı sonucu Trakya ve Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul sele kapıldı ve şu ana kadar 30’un üzerinde insanımız hayatını kaybetti.  Felaket sonrası yapılan açıklamalar ise hâlâ sorunun özüne inmek yerine kısa vadeli çözümlere itibar ettiğimiz izlenimi vermektedir. Mimar ve Mühendisler olarak yetkilileri bilimin kurallarına uymaya, doğanın verdiği mesajı almaya davet ediyoruz. Çünkü yaşanan bu felaket doğaya meydan okuyan, mühendislik ve mimarlık biliminin en temel kurallarına sırtını dönen yanlış şehirleşme modelinin bir sonucudur.” Görüşü savunularak yaşanan felaketin yaşanacak olanlar için bir uyarı olduğu belirtildi.

“Yıllardır Mimar ve Mühendisler olarak, dünyanın en seçkin bilim insanlarınca seslendirilen küresel sınmanın en çok altyapı bakımından iptidâi diyeceğimiz mega şehirleri vuracağını, bunun için tedbir alınması gerektiğini vurguladık. Ama ne yazık ki yetkililer günü kurtaracak çözümlere itibar ettiler. Bilgiye, bilginin hikmetli çağrısına sırt dönüldü.” denilerek, Bilginin bilgelikle harmanlandığı bilim anlayışını merkeze alınan bir medeniyet algısına dikkat çekildi.

 

Nüfus Baskısı İle Karşı Karşıyayız

Açıklama da Trakya ve İstanbul’un ülke ölçeğinde planlama yapılmaması nedeni ile göçlerden dolayı nüfus baskısı ile karşı karşıya kalındığı ifade edildi. İstanbul ölçeğinde yapılan imar planlarının ülke ölçeğinde yapılacak olana sanayi ve istihdam planları ile desteklenmemsi, halinde yetersiz kalacağı görüşünün savunulduğu açıklamada

“Özellikle İstanbul ülke ölçeğinde istihdam ve ekonomi gelişime planları yapılamadığı için göçler nedeni ile aşırı yığılma riski ile karşı karşıyadır. İstanbul aşırı nüfus yoğunluğu içindedir ve kent fiziki kapasitesinin sınırlarına dayanarak devasa bir kent halini almış durumda. Böylesi bir kentin alt yapı sorunları ile boğuşması kaçınılmazdır. Yaşanan doğal afetler Trakya ve İstanbul’un doğaya meydan okuyan yapılaşmasının, aşırı nüfus birikimin artık sınıra dayandığının göstergesidir eğer önlem almazsak bundan çok daha acı felaketler yaşayacağımız açıktır.”  şeklinde görüşlere yer verildi.

 

Basın Açıklamasının Tam Metni:

DOĞAYA MEYDAN OKUMAYALIM

Yaşanan Sel Felaketi Yanlış Şehirleşmenin Bir sonucu

Son iki gündür seksen yılın en büyük yağışı sonucu Trakya ve Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul sele kapıldı ve şu ana kadar 30’un üzerinde insanımız hayatını kaybetti.  Felaket sonrası yapılan açıklamalar ise hâlâ sorunun özüne inmek yerine kısa vadeli çözümlere itibar ettiğimiz izlenimi vermektedir. Mimar ve Mühendisler olarak yetkilileri bilimin kurallarına uymaya, doğanın verdiği mesajı almaya davet ediyoruz. Çünkü yaşanan bu felaket doğaya meydan okuyan, mühendislik ve mimarlık biliminin en temel kurallarına sırtını dönen yanlış şehirleşme modelinin bir sonucudur.
Yaşanan felaket derenin kendi yatağını aradığını, dereye rağmen şehirleşilemeyeceğini ortaya koyuyor. Yıllardır Mimar ve Mühendisler olarak, dünyanın en seçkin bilim insanlarınca seslendirilen küresel sınmanın en çok altyapı bakımından iptidâi diyeceğimiz mega şehirleri vuracağını, bunun için tedbir alınması gerektiğini vurguladık. Ama ne yazık ki yetkililer günü kurtaracak çözümlere itibar ettiler. Bilgiye, bilginin hikmetli çağrısına sırt dönüldü.
Öncelikle hem Trakya hem de İstanbul aşırı bir nüfus baskısı ile karşı karşıyadır. Özellikle İstanbul ülke ölçeğinde istihdam ve ekonomi gelişime planları yapılamadığı için göçler nedeni ile aşırı yığılma riski ile karşı karşıyadır. İstanbul aşırı nüfus yoğunluğu içindedir ve kent fiziki kapasitesinin sınırlarına dayanarak devasa bir kent halini almış durumda. Böylesi bir kentin alt yapı sorunları ile boğuşması kaçınılmazdır..
Bir kez daha uyarıyoruz, yaşanan felaket, yaşayacağımız felaketler için bir alarmdır, küresel sınma bizi bir yandan sel ile diğer yandan susuzluk ile vuracak, buna karşı şimdiden tedbir almak durumundayız.
Yaşanan doğal afetler Trakya ve İstanbul’un doğaya meydan okuyan yapılaşmasının, aşırı nüfus birikimin artık sınıra dayandığının göstergesidir eğer önlem almazsak bundan çok daha acı felaketler yaşayacağımız açıktır.
Biz Mimar ve Mühendisler Grubu Olarak Hükümetimizin ve Büyükşehir Belediye Başkanlığımızın şu politikalara titizlikle uymasını talep etmekteyiz.
  • Acilen bir Doğal Afetler Bakanlığı kurularak, yekti karmaşası giderilerek yetkiler tek bir yerde toplanmalıdır. Bu bakanlık bünyesinde doğal afetleri önceden tahmin edecek bir erken uyarı birimi oluşturulmalıdır. Bakanlık yetkileri ile yerel yönetimlerin acil önlem planları oluşturup uygulamasını gözetmelidir. Uymayan yerel yönetimlere ise yaptırım uygulamalıdır.
  • Artık tarım arazilerinin yerleşime açılması politikasına son verilmelidir. 
  • Ülke ölçeğinde ekonomik ve sosyal gelişim planlaması yapılmalıdır. Ve büyük kentlerimizden tersine göç teşvik edilmelidir.
  • Ne yazık ki dere ıslah yöntemlerimiz yanlıştır, dere ıslahı adı altında dereler betonlaştırılarak taşkınlara adeta çanak tutulmaktadır.
  • Dereler yerleşime kapatılmalıdır. Ancak bu yapılırken buralara yerleşmiş olanların mağdur edilmemesi için hükümet ve İstanbul Büyük Şehir Belediyesi ortak bir konut edindirme politikası uygulayarak, sel tehdidi altındaki bölgelerde yaşayan insanlarımızın sağlıklı ve çağdaş konutlara yerleşimini teşvik etmelidirler.
  • Başta İstanbul olmak üzere afet riski olan tüm şehirlerimiz artık Mühendislik ve Mimarlık Biliminin Gereklerine uygun bir şehir plancılığı yapılmalı ve doğaya meydan okuyan azman kentleşmeye son verilmelidir.
  • Şehirlerde üst yapı, yani bina stoku oluşmadan önce alt yapıyla ilgili çalışmalar, şehrin anayasası niteliğindeki imar planlarına göre yapılıp daha sonra binaların, diğer yapı elemanlarınının yapımına geçilmelidir. Bu şekilde planlı şehirleşme ve kaynak tasarrufu sağlanmış olur.